27.09.2012

Growing pains 101

Ben gercekten anneligin boyle zor oldugunu bilmiyordum. Her gecen gun de sasiriyorum aslinda sasiriyorum da uzerinde dusunmeye firsat bile bulamiyorum.
Deniz'in dogdugu ilk gunlerde o gunlerin hayatimin en zor gunleri oldugunu dusunurken, bugunlerin o gunlerden daha zor olduguna karar verdim. Yeni dogmus bebekle yasamak ne kadar da kolaymis yahu.

Bodrum'da kafes arkasinda bir guzel
Deniz dogumgununde yurumeye basladi ama evi tavaf etmiyordu o zaman pek cesareti yoktu, emekleme ve tirmanma seklindeydi aktiviteleri, ne olduysa Istanbul'a ayak basrigimiz andan itibaren oldu. Hayatimiz bir daha geri gelmemek uzere degisti. Yuruyen bebek, aglayan ve gazli bebekten cok daha zormus sevgili anne olmayi dusunen ve kesinlikle birkac kere daha dusunmesi gereken anne adayi.

Bodrum'daki on gunu canta topa bosalt, denize sok, cikart, ust degistir Alt degistir, dusa sok, kendin gir cik, yedir, sil, krem sur, sapka takla gecirdikten sonra burada evin 4 odadi 3 balkonu 2 tuvaletini, her gun  ivir ziviri cicegi cicileyen Deniz'le gecirmenin zorlugunu kelimelere dahi dokemeyecek kadar dumur vaziyetteyim. Sanirim boylesi daha iyi, jeton tam dusmeden gunler geciyor. Biraz otomatige baglayarak, oyle bos bos bakip, her cektigi yere giderek, mor gozaltlarim ve cokuk avurtlarimla takiliyorum bugunlerde.

Deniz'in keyfi iyi, etrafindaki insanlara dedigink yaptirtarak hayati taniyor. Dolaniyor dolaniyor dolaniyor, bense kafasini patlatmadan bugunleri gecirmenin derdindeyim. Mutlu, saglikli ve neseli olsun ama gec anne olmaktan dolayi da hayiflaiyorum  zira enerji ve sabir yasla birlikte azaliyormus onu da aci bir gercek olarak ogrendik.

Aksamlari dilimiz disarida kanapeye atmis olarak buluyoruz kendimizi, gunler geciyor geciyor ama gunun sonunda mutlu ve umutlu bir anneyim.


21.08.2012

Bu da gecer, neler neler gecmedi ki?*

Gecen sene bugunlerde, onundeki bir haftayi degil, ertesi gunu goremeyecek kadar karamsar, uykusuz, sikintili olan kendimi hatirladim bugun. Deniz 5 gunluktu gecen yil bugun. O bize biz ona alismaya calisiyorduk. Ben mutfakta muzik acmis, tek basima pompayla sut cekerken, elimdeki gunluge bir mutlu bir kizgin aglaya aglaya notlar yazarken, gunun temiz bir 3-4 saatini telefonda nufus kagidi, pasaport, ucak bileti gibi seylerle gecirirken, annemi ve Orkan'i sonu gelmeyen sacmaliklarla didik didik didiklerken bugunun gelecegini gercekten hic dusunmemistim. Bir de ayni zamanlarda yuz bilmem kac yildir olmayan bir deprem ile korkunc bir firtina da oldu buralarda camlarin cervelerin uctugu, her yerin kapandigi. Tek dusundugum bir an once, hemen, yarin Turkiye'ye gidelim. Kendimi burada yalniz hissetmistim o gunlerde. Ya Deniz'in nufus kagidi gelmezse, pasaport cikmazsa, giedemezsek kalirsak'a feci takmistim. Deniz'i gorecek gozum bile yoktu. Annem sen lohusasin hadi yat diye beni odama gonderiyordu, uyuyamiyor bebek ha agladi ha aglayacak diye surekli kulak kesiliyordum. Hic istahim yoktu, cok kilo vermistim, uzerimde ciddi anlamda igrenc bir koku vardi ve dogum dikisleri yuzunden simide oturuyordum. Uzerimdeki acayip kiyafetler sut yuzunden birden islaniyor, bebegin emecegi zaman ise sut olmuyordu. Gece 3 saat aralikla kalkmalarim sanki 10 dk gibi kisa geliyordu. Uyku yetmiyordu, gunduzleri gecmek bilmiyordu, ben cok mutsuzdum. Deniz arabasinda agliyor, koltugunda agliyordu. Aksamustleri bir turku tutturmustu tam Orkan'in gelmesine yakin basliyordu 2 saat gibi suruyordu, sonra bir sekilde uyuyor biz de siziyorduk.

O gunler hic ama hic bitmeyecek, hep sikilacagim, hep uzgun ve dertli olacagim, kotu kokacagim saniyordum.

Sonra bir baktim Deniz 1 yasinda oluvermis gecen gun. Ben de inanamadim. Hala Deniz geceleri yemek yemege kalkiyor ama onun disindaki hemen hemen hersey degisti. Laftan anlayan, bizi taniyan, yurumeye baslayan bambaska bir cocuk var artik bu evde. Yine gidiyoruz Istanbul'a bu sefer daha planli yapilmis bir bavul, iyi umutlar ve sakin bir kafayla. Umarim iyi gecer yolculuk ve de tatil. O sefer besikte misil misil uyuyan 40 gunluk bir bebek yerine 12 saati bu sefer koridorda yuruyen bir 1 yasindayla gecirecegiz sanirim. Umutsuz olup kotu kokmaktan kesinlikle daha iyidir diye kafaya takmiyorum bunu da. Bon Voyage
*Bu sarkiyi pek severim

12.07.2012

Goz acip kapayincaya kadar

Onbir aylik bir bebegin altini degistirmek ne kadar zor olabilir degil mi? Birkac km bisiklete binmis kadar ter icinde kalmak, ya da evi bastan asagi temizlemek, sicakta 10 gomlek utulemek gibi birsey iste. Oysa ki Deniz donmeyi ogrenmeden once hersey ne kadar da kolaydi ama bilmiyordum. En zor hayat benim, gecede 3 kere uyanan bir bebek asla buyumeyecek saniyordum. Hayatin dipsiz kuyularina girmisim bir daha cikamayacagim diye kesin kararimi vermistim. Bir daha esofmanlardan kurtulamayacagim, kesin kel kalacagim, asla buyuyen bebege kati mama yapamayacagim, O'nu alistiramayacagim saniyordum.

Parklarda, bahcelerde buyuyor Deniz ve hala ayakkabi giydirmemekte kararliyiz.
Gunler haftalari aylari getirdi ve bizim Deniz 1 ay sonra 1 yasinda olmaya hazirlaniyor benim hicbir zaman sahip olamayacagim enerjisiyle. Bazen odanin kosesine oturuyorum ve O'nun bitmek tukenmez bilmeyen merak ve enerjisi gayet zavalli bir sekilde seyrediyorum. O'na yetismeme imkan yok. Sabah 6.30 gayet derli toplu olan bir ev, 8.30 gibi hallac pamugu gibi atilimis oluyor. Zaman zaman kucuk diye sikayet ettigimiz evimin kucuk olmasindan cok memnunum artik hem de cok. Aniden ortadan kaybolabilen Deniz'e birkac adimda ulasabilmek ve darmadagan evi cabucak toplayabilmek en buyuk luksum artik benim, balkondu, havuzdu, ikinci banyoydu istemem kalsin.

Insanlarin gelisimini bebeklerde seyretmek cok hos ama. Bir zamanlar cok cok zamanlar once yani kendinin oyle oldugunu bilmek hele ki ama hic hatirlayamamak da bir o kadar kotu. Deniz cekmeceleri karistirdiginda cok mutlu oluyor, icindekileri tek tek gosterip yere indirdiginde keyfine diyecek yok. Altini degistiriken kacmasi O'nu yakalamk icin bizim pesinden kosmamizdan cok egleniyor ama hic bunlari hatirlamayacak. Ben de arada bir deftere not tutuyorum, ileride okusun, gulsun, dusunsun diye. 1 yil once neredeyse oyle uzaklara dalip bakan 3kilo 300 gramlik gazli bebek simdi bizimle dalga geciyor ya ileriki yaslarini dusundukce bir dehset duygusu gelip geciyor. Bekleyelim de gorelim.

27.06.2012

Haciyatmaz

"Nesi var simdi bu bebege bakmanin yatir kaldir kukla gibi, bundan sonrasi asil zor olan, yuruduydu, okuluydu" dedi bir aile buyugumuz Deniz daha 1.5 aylikken mor gozlerle etrafta dolasan bana.

Deniz yakinda 10 ayini bitirecek, bana gore kocaman kiz oldu bile ve aile buyugumuz kesinlikle hakli. Donmeye basladigindan beri gozumuzu uzerinden eksik etmemeye calistigimiz minik kiz artik emeklemekle kalmiyor, tirmaniyor, tutunarak yuruyor, cekiyor, kanape altlarinda oyuncak ariyor anahtar yiyiyor vesaire. Gozumuzden ote her organimiz onun uzerinde.
Daha kucukken biberon ve avanesi yuzunden dagilan mutfaga artik oturma odasi yatak odasi ve tuvalaet eklendi. Tuvalette anahtar, yatagin icinde buz kabi ve dis macunu tupu, salonda makyaj cantasi, benim cantamda ise limon bulunabiliyor. Cekmecelerden hirsla butun giyim kusam firlatilip hinzirca gulunebiliyor. Elinde ne varsa yatagin arkasindan gozumuzun icine bakip gulerek asagiya atip sonra da alkis yapiyor.

Uyutmak ve banyo yaptirmak, alt degistirmek ve giyinme islemlerinin yaninda toplama cikarma kadar kolay artik zira alt degistirmek cebir gibi birsey oldu son zamanlarda. Iki kisi banyo sonrasi zar zor Deniz'i evde buldugumuz o gun ona degisik gelebilecek birseyle (okuma isigi, dondurma kasigi, limon, elma) oyalayip kanter icerisinde donme, cekme, tekrar donme ve kacma eylemlerinden firsat bulup altini baglayip ustunu giydirip yataga koymaya calisiyoruz. O yattiktan sonra perisan halde yemek hazirlayip yemege oturuyoruz. Talan durumdaki evi toplayip kanapelere atiyoruz kendimizi.

Simdi asil yurusun o zaman isin var diyorlar. Parklarda, bahcelerde, kafelerde, diskolarda goruyorum hic durmadan kacan yeni yuruyen ve pesinden bitap sekilde kosan ana babalari. Isimiz var gercekten ama asil isimiz okul zamaniymis ona da 2-3 yil var daha, o zaman ben bari bugunlerin keyfini cikarayim.

18.06.2012

Eğitim Şart


Nicedir yazamadım blogumuza. Vakit olmadı diyeceğim, doğru değil, işler çok yoğundu diyeceğim, yok o da değil (yoğun da sebebi o değil), içimden gelmedi bir türlü yazmak. Nasıl bir hissiyatsa bu her zaman benim kapıma uğramıyor. Madem blog var, her şeyi yazmak da olmuyor. Değecek şeyleri aktarabilmek gerekiyor ki, sanırım bu akşam az, öz ama benden bir şeyleri aylar sonra yazabileceğim gibi hissediyorum.

Serhan'ın Ege'ye yaptığı ev, biraz küçük ama idare ediyor

Şu anda Ege haftada 3 gün, yarım gün oyun grubuna gidiyor. Okula gönderilen defterinde öğretmeni bana o gün neler yaptığını yazıyor. Genelde top havuzunda serbest zaman geçirip, hamurdu, legoydu oyunlarla eğleniyorlar. (Bu arada yuvanın facebook sayfasında ara ara çocukların fotoğraflarını çekip yayınlıyorlar. Ege’nin 9 aydır sadece 1 adet bulanık bir fotosunu koymuşlar, bu konuya da değinmeden geçemedim gördünüz mü?)




4artı4artı4 (peki ya çocuklar)=? sonrasında biz karalar bağladık. Daha okula çoook var diye hiç düşünmediğimiz Ege’nin eğitimi ne olacak sorusunda takıldık kaldık. Bizim oğlan doğum tarihi sebebiyle seneye Eylül’de ana sınıfına başlamak durumda. Hal bir anda bu duruma gelip dayanmışken, biz de kendimizi okul araştırırken bulduk.

Kendi eğitimimizin üzerinden uzun yıllar geçtiği için şu anda okullar nasıl, bizim zamanımızdaki iyi okullar hala iyi mi, devlet okulu mu olsun, özel okul mu, devlet okulu olsun tabi, biz maailecek devlet okulunda misler gibi okuduk, üniversitemize de gittik, eee ama ikametgah mı tutmadı şimdi sizin okula, peki o zaman biz bir taşınıp gelelim hemen, ooo sizde de kura mı var, şanslıyızdır biz, kesin çıkarız kura da, o da mı olmadı, peki özel okul olsun, kura filan yok ya hani, özel okula tüm paramızı vereceksek bari en iyi olanlardan biri olsun, ne o oradaki rakam özel okulların senelik ücreti mi, şakaaa olmalı, biz iyisi mi 2-3 iş daha bulalım.

İşte aynen böyle hissediyorum. Bu çocuk öyle ya da böyle okuyacak tabi ki ama onun sağlayabileceğimiz en iyi eğitimi alması için ne gerekiyorsa yapacağız, bu da burada kayda girmiş olsun. 

1.06.2012

Dumur




Hic asiri muhafazakar olmadim. Tek cocuk olmanin verdigi ya da karakterimden gelen asiri konuskanlik ve disari donukluge ragmen cekingenlik, kirilganlik ya da ne bileyim fazla duygusal olmamdan kaynaklanan bir herseye kolay atlayamama, kabul edememe hatta kuralcilik gibi seyler muhafazakarlik gibi gozukse de esnek oldugumu dusunuyorum ozellikle bu ulkede daha cok ogrendim. Hic dindar da olmadim. Dua ederim, batil sacmaliklarim da vardir arada ama bana secilen dinin gereklerini yerine getirmiyorum. Dindar bir anneanneyle buyudum, hem de cok dindar diyebilecegim birisiydi. Ama hic muhafazakar olmadigini da rahatlikla soyleyebilirim. Kizini liseden sonra okuyacak deyip evlilik tekliflerini reddettiren, kocasiyla kendisi icmese de raki sofrasina her aksam oturan, kendine ozel diktirdigi mayosuyla denize giren, evlendiginde kocasi istedi diye basini acan, daha fazla bakamayacagini dusundugu icin bir tane cocuk yapan cok dindar bir kadin buyuttu beni. Hic beynimi yikamadi, dini uzun uzun anlatmadi, sunu yapma bunu yap demedi. Hep iyilik yapmaktan yana oldu, sokaktaki cicek satandan, tren istasyonundaki biletci ablaya kadar tanidigi, eline dokundugu, agzini tatlandirdigi insanlar oldu olene kadar. Ben de bilincaltima islenmis olarak dindarligin iyilik ve insan sevgisi oldugunu ogrenmisim bunca yil.
 
Dindarlik esittir muhafazakarlik degildir yani benim icin. Muhafazakarlik turbanli diye bir kadini komsu olarak  istememek oldugu kadar,  Ramazan'da denize giriyor diye baska kadina kotu gozle bakmaktir da ayni zamanda. Bu ulkede giyimi kusami, yasam tarzi "bizimkilerin" hayat tarzina uymayanlara yapilan irkciliktan da hep nefret ettim. Herkes istedigi yerde yemek yeyip istedigi yerde oturup, tatil yapma istedigiyle evlenme, istedigi arabayi kullanma -cip kullanmak en cok bronz tenli ve roflelilere verilmis bir hak olmalidir Istanbul kast sisteminde hala -hakkina sahiptir, olmalidir. Amerika'da yillarca siyahlara yapilan ayrimciliga benzettik Turkiye'deki durumu uzun sure. Tam artik biraz daha insanlar sevecen oldu dedigim vakit garip garip seyler ortaya cikti. Asiri muhafazakarlik ayrimcilik, birden ortaya atilan fikirler, yasaklar, konusan ve dusunen herkese karsi bir acayip nefret ve muhalafetle ishal olmus gibi ortaya caart diye dokulmeye basladi. Bir cuval incir ciddi anlamda berbat oluyor hizla. Once gencler, sonra azinliklar sonra iscilerden derken sira kadinlara geldi. Zulum edilirken, zalime donusmek guc elde edince demek boyle oluyormus.
  Leman Dergisi "Her Kürtaj Uludere'dir" Kapağı
Basli basina itilme kakilma nedeni kadinlik simdi de resmi yollardan daha da itilip kakilmaya baslanacak. Kadinlarin bedeni kendinedir deyince, sadece cinsel ozgurlukten mi bahsediliyor saniliyor acaba? Istedigimle istedigimi yaparim midir kendi bedenim hakkinda soz sahibi olmak istemek demek. Yatarim kalkarim, hamile kalirim, ister dogururum ister dogurmam mi demek anlasiliyor acaba? Tecavuz bebegine de devlet bakarmismis, kadinin ne hislerle 9 ay o bebegi tasiyabilecegi acaba hic dusunuluyor mu? Devlet hayatta olan cocuklarina nasil bakiyor ki tecavuz sonucu dogan bebege de bakma ustun iyiligini gosterecek? Bu asiri muhafazakarligin belden asagiya olan takintisi nedir? Dindarlikla alakasi olmadigini dusunuyorum bu takintinin ben. Beyindeki asiri kapalilik yani muhafazakarlik dini kullanarak insanlari (kadinlari) cinsel sekilde istismar ediyor.  Korkutma, ayiplama,taslama, yasaklama, kapatma, kirbaclama, gerektiginde aile ici istismar yoluyla erkekler bu durumu bir guzel kullanip, her turlu siddetle kendi bastirilmisliklarini tatmin edip sen de kuyruk sallamasaydin klisesiyle uzerini ortuveriyor. Muhafazakar olmanin en uc boyutunu da gecen gun duydum ki dumur oldum . Turkiye'de bir grup iyi insan sutu olmayan kadinlarla sutu olan kadinlari iritibata geciriyor ki sutu olmayan annelerin bebekleri de anne sutu alabilsin. Bunun sut kardesligi dogurabilecegini dolayisiyla da ayni memeden emenin evlenmesinin ensest olacagini dusunen beyinler oldugunu duydum. Bunlari dusunen zihniyetlerden Allah bizi uzak tutsun, herkese biraz daha akil versin, yari cahillikten ki cahillikten cok daha fecidir ve asiri muhafazakarliktan korusun. Amin

 Resmi http://www.fletcherarmstrongblog.com/tag/womens-rights/ 'sitesinden alip kullandim

15.05.2012

Bir yeni annenin Anneler Gunu ile imtihani

Ilk anneler gunumuzu kazasiz belasiz bol bas agrisi ve yorgunlukla atlatabildik sevgili mamalar ve papalar. Sanki cok onemli bir gunmus gibi ben de Orkan'a unutmuyorsun degil mi diye manevi bir baski uyguladigim Anneler Gunu icin Orkan da bugune kadar hicbir yasgunu, yildonumu gibi gunlerde yapmadigi jestler icin ugrasmis, dusunmus sagolsun. Annelik kutsalmis demek ki O'na gore de ya da ileride ben Deniz'e sikayet ederim diye korkmus olabilir.

Biz de bu memlekette gelenek oldugu uzere Anneler Gunu brunch'ina katilmaya karar verdik ailecek New York'ta bir yerlerde. Insanlarin kucucuk bir masa icin birbirine bile yiyebilecegi Anneler Gunu brunch'i icin yeni annelerin restoran sahiplerine nasil da yalvardiklarina yakinen sahit olmuslugum ve de icten ice garipseyerek gulmuslugum vardir. Brunch yapilmasi mecburi olan bu gunde biz giyindik kusandik, 30 derece havada gittik bir yere. Daha yemeklerimiz gelmeden Deniz kakasini yapti ikina sikina masada. Baslamadan yemege degistirmeye gittik geldik, yemeklerimizi yedik mi yemedik  mi pek anlamadik bu sure icerisinde zira Deniz, masada ne var ne yoksa ele alma, sonrasina agza alma ve de final olarak yere atma rutiniyle devam etti gunluk masa egzersizlerine. Restorandakilerin ne sirin bebek, anneler gununuz kutlu olsun, bak buyuyorlar merak etme tadini cikar tezahuratlariyla mutlu olsak da yemegimizi yiyememenin, sogumus kahvemizden yudumlamak isteyip de becerememenin sikintisi icinde dolanip durduk masanin etrafinda.

Prospect Park Brooklyn



Buradan sonra Brooklyn'e gidelim degisiklik olsun dedik ve de arabada Deniz'in gunes kremini bir yerlerde dusurmus oldugumuzu fark edip yollarda dogal krem satan eczane arayisi icinde gecti saglam bir yarim saatimiz. Onu da bulup aldiktan sonra Brooklyn'e vardik. Central Park'in kucugu ama en az o kadar guzel olan Prospect Park'a girdik. Ben az yuruyup hemen oturmak niyetindeydim zira anneler gunune ozel daha bir sik ayakkabilarimla cok da rahat degildim. Ne olur ne olmaz diye cok gelismis annelik icgudumle almayi akil ettigim parmak arasi terliklerimi parkta yanima almayi akil edemeyip bagajda birakmistim. Orkan kolunda kocaman bebek cantasi bir hayli uzakta olan golun kenarina gitmek istiyor ben slingte bir Deniz, tepemde 30 derece gunes, ayagimda parmaklarimi  tahris eden espadrillere ikina sikina yuruyordum. Neyse ki Orkan'i yakin bir yerlerde oturmaya ikna ettim bir sure sonra, yerlere yayildik resim cektik, dinlendik, Deniz cimlerde oturdu ama benim karnim acikti aniden ve siddetle. Haydi bakalim kalktik bu sefer bende ici biberon, bez, yedek yiyecek giyecek dolu koca canta Orkan'da uykusu ve viziltisi gelmis bir bebekle parktan cikip restoran aramaya. Onu da bir yarim saat sonra bulup, o restoranin da yer ve masalarini ekmek, kagit, catal, kasik, bardak ve menulerle hallettikten sonra eve donmeye koyulduk.

Benim basimda kocaman bir agri, yorgun, ac ve kirli bir cocukla eve vardigimizda aksam olmak uzereydi. Eve geldigimde dayak yemis gibiydim. Bebegi yediren, giydiren ve uyutan, obur dunyada meleklerin kesin kendisine su tasiyacagina inandigim bir baba sayesinde ben de biraz uyuyup dinlendim ve de ilk anneler gununu boylece atlatmis olduk. Fakat bu Orkan'i kesmemis olsa gerek ki Brooklyn Koprusu'nun altinda durmayip, resim cekmedigimiz icin hayiflaniyordu bu aksam. Kendisini duymamazliktan gelip yarin baslayacagim Dukan rejimi icin tariflere bakmaya devam ettim. Bundan sonraki anneler gununu pijamayla cimlere serilip, piknik cantasindan aksama kadar otlanarak kutlamayi tercih edecegim mumkunse diye aklimdan gecirdim.

18.04.2012

Bir silgi, bir kalem, bir vicdan, bir insan

*Tanrim, hak ettigim icin hayatta basima gelen butun iyi seyleri anlamama yardim et. Beni senin dogrunu aramaya yonelten seyin, azizleri harekete geciren ayni guc oldugunu, kuskularimin azizlerin kuskulariyla ayni oldugunu, zaaflarimin onlarin zaaflariyla ayni oldugunu kavramama yardim et. Kendimin baskalarindan farkli olmadigini kabullenecek kadar alcakgonullu olmama yardim et. Amin.
Paulo Coelho'nun Brida kitabindan

Okul yetkilisi Veli Karakus'un cekip yolladigi fotograf

Bu yaziyi kendimin ne kadar iyi birsey yaptigini anlatmak, aferin almak ya da kendimi tatmin etmek icin yazmiyorum. Eger bir kisiyi bile ozendirip bu yaziyla ve bagis yapmasini saglarsam iste o zaman tatmin olup, kendimle gurur duyup cok iyi birsey yaptigima inanacagim oncelikle bunu yazmak istedim.

Birkac ay once Bir Silgi Bir Kalem isimli bir projeye rastladim. Turkiye'nin her tarafindan her turlu ihtiyaci olan okullar buraya basvuruyor ve Bir Silgi Bir Kalem bu ihtiyaclari yardim etmek isteyen bagiscilarla bulusturuyor nternet ortaminda. Voleybol topundan, kursun kaleme, yazicidan, isiticiya Turkiye'nin butun ihtiyaci olan okullarindan cogunlukla ogretmenlerinin basvurusu bu siteden gorulebiliyor. Neye kac tane ihtiyac var, hangi okul, hangi ogretmen, nerede butun detaylar bu sitede. Ister bir adet isterseniz de hepsini satin alip kargo ile o ihtiyaci isteyen ogretmene yollayabiliyorsunuz. Arada baskasina gitme, sahtekarlik yapma ihtimali yok.


Ben afet donemlerinde ihtiyac malzemeleri yollamak istemis ama daha sonra ihtiyaclarin yerlerine ulasmadigina depolarda curudugune sahit olmustum, hepimiz olmustuk. Hapishanedeki annelerin ihtiyaclarini gidermeye tesebbus ettigimde gardiyanlarin gonderilenlerden kendilerine sakladiklari ogrenmis ve yine geri cekilmistim. Guvenmek ve inanmak, insanlarin kalplerinde gercekten iyi niyet oldugunu bilmek istiyorum oyle yasamaya ihtiyacim var supheyle yasamak cok kotu.

Simdi Deniz var ve cok mutluyum, Deniz'in bir dolu seyi var maalesef, maalesef diyorum cunku ihtiyacindan fazlasi var, hediye geldi biz de aldik cok olmasa da, bircogunu kullanamadi giyemedi. Ama Turkiye'de, dunyada bir dolu ihtiyaci olan bir dolu cocuk, bebek var. Iste Bir Silgi Bir Kalem bu ihtiyaclarin bazilarini gidermek icin ugrasiyor. Kuruculari profesyonel islerde calisan genc, idealist insanlar. Onlara ozeniyor, onlarla gurur duyuyor ve sade bir TC vatandasi olarak iyi ki varlar diyorum. Keske devletimiz her yere yetebilse, her cocuga silgisini, kalemini verebilse, depremden sonra cadirdan hemen kurtarsa, isiticisini verse, sinav kitaplarini saglasa ama olmuyor olamiyor. Ne yapalim kizalim, soylenip oturalim mi? Hayir oyle yapmayalim. Bu idealist insanlar gibi dernek kuralim, organize olalim, kulaktan kulaga haber verelim, bir haftasonu disarida yiyecegimiz yemek parasini bu dernegin sayfasindan istedigimiz sehirdeki istedigimiz okulun istedigimiz ihtiyacini istedigimiz olcude karsilayalim. Her keseye gore bagis yapma imkani var, ustelik Yurtici Kargo da %30 indirim veriyor eger Bir Silgi Bir Kalem icin gonderiyorum diyorsaniz.

Ben de Deniz'in varligina sukretmek, sahip olduklarini takdir etmek, dunyanin benim ve benim sevdiklerimin etrafinda donmedigini bir kez daha kendime anlatmak, kendimi kimseden ustun hissetmemem gerektigini yeniden hatirlamak ve onlarca bunun gibi sebep yuzunden kendi keseme gore bu siteye bagista bulundum. Bagisim yerini buldu ve Van'daki ogretmen bana tesekkur mektubu ile cocuklarin resmini yolladi. Uzun zamandir bu kadar mutlu ve icimin kabardigini hissetmedigimi farkettim. Gunluk hayatta ne sacmaliklarla ugrastigimi, gayet iyi durumda olan ama tipini begenmedigim sandalyemi degistirmek icin ne kadar cok arandigimi dusundum. Utanmaliyiz, biraz dusunmeli, biraz okumali, bakmali ve gormeli, bilgilenmeliyiz.

Vicdan denilen sey herkesde var belki anahtarla acilmasi, pasinin alinmasi, gozlerdeki, akillardaki perdenin biraz aralanmasi gerekli. Malla mutlu olmayi ne zaman ogrendik biz? Bu sacmaliktan kurtulmayi ogrenmemiz, cocuklarimiza ogretmemiz lazim. Dogumgununde milletin gozune sokarcasina yapilan pasta yerine cocugum icin Turkiye'nin bir ucundaki baska bir cocuk icin cocuklar icin kardes cocuklugu kurup ihtiyac olan birsey icin bagista bulunmak isterim. Cocugumuz icin en guzel dogumgunu hediyesi bu olmaz mi? Bol renkli, bol kalorili pastalari millete yedirmekten cok daha iyi bir ikram olacaktir bir sinifi isitmak, bir cocuk grubunun voleybol oynamasini saglamak ya da Turkiye haritasini yollayip nereden nereye ulasabildigimizi gormelerine sahit olmak.

10.04.2012

Hic bunlari dert etmeye deger mi? Evet hem de cok.

Bu kadar mi kotu insanlar olduk? Vicdansiz, cikarci ve hatta ruh hastasi? Bu kadar mi gozumuzu para burudu insanlara hormonlu, antibiyotikli, ilacli, boyali ve hatta zehirli yiyecekler yedirecek kadar? Kanser yapacak, oldurene kadar surundurecek kadar? Hayatin anlamini bu kadar mi kacirdik bu kadar mi aciz ama midesiziz? Benim aklim hic ama hic almiyor. Bir roportaj okudum Vatan Gazetesi'nde "Saglikli diye yediginiz tavuklar, tavuk degil" diye. Daha yumurtadan cikar cikmaz civcivlere antibiyotik veriliyor, etlendirilmek icin kipirdatmadan yetistiriliyor ve oyle etlendiriliyor ki kemikleri gelismiyor. Elinize aldiginiz zaman tavuklarin kemikleri kiriliyor. Danalara demir verilmiyor etleri daha pembe ve kiymetli olsun diye ve zavalli hayvancagizlar demirsizlikten bulunduklari yerdeki pasli demirleri yaliyorlar. Otlara sikilan ot ilaci agaclara geciyor ve oradan da meyveler yoluyla bizim sistemimize. Daha anne karnindaki bebeklerde tarim ve ot ilaclari var. Bebeklerin gobek kordonunda kac cesit zehirli madde bulundugunu hamileyken okudugumda inanamamistim. Tarim ilacini tavsiye eden ziraat muhendisleri icinde de tarim ilaci bayiileri varmis.

Doktorlar insanlari gerekli olmadigi halde ameliyat ediyorlar ozellikle cok gelismis ulkelerde. Sirf kendi kiymetli vaktinden calinmasin, bayram tatilinde doguma cagrilmasin, sigortadan uc kati para alsin diye hamile anneyi korkutup sezeryan yapmayi oneren ve yapan doktorlarin sayisi akil almaz derecede artiyor, benim cevremde saysam en az 10 anne bulurum. Biz eger doktorlara, muhendislere ve devletimize inanamazsak, guvenemezsek ne yiyecegiz, ne icecegiz, hangi tedaviye inanacagiz? Ya o doktor o tedaviyi sadece kendi cebini doldurmak icin oneriyorsa, o ilaci sirf ilac sirketinden bir anlasmasi var diye bize iciriyorsa?



Insanlar Turkiye'de cocuklarini parasizliktan tedavi ettiremiyorlar, kucucuk Dila bebek ender gorulen bir hastalik yuzunden kasintidan, acidan duramiyor ve yardim bekliyor, bizler ise sirf hosluk olsun diye ekmekten yapilmis corba kaselerinde corba icip sonra da o ekmeleri cope atabilme umursamazligina sahipiz ya da tatil koylerinde, dugunlerde yuzlerce tabak gorgusuzce didiklenmis yemekler rahatlikla coplere gidiyor nasilsa parasini verdik kim karisir kafasiyla.

Ben Deniz dogduktan sonra zaten cok rahatsiz oldugum bu konulara biraz daha kafayi taktim. Cunku Deniz'le birlikte cevreye verdigimiz zarar en azindan kirli alt bezleriyle oldukca artti. Daha baska bir dolu seyle karbon ayakizlerimiz dunyamiza bir guzel birakiyoruz fazlasiyla. O nedenle ben de kendimce dikkat etmeye, daha az yemek atmaya, copleri geri donusturmeye, elektrik ve suyu az harcamaya yonelik okyanusta damla misali calisiyorum. Deniz ogrensin istiyorum, takdir etsin ve anlasin. Insanlarin cop karistirdigini, kuru ekmek icin adam bile oldurecek kadar ac oldugunu, bir bidon su icin kilometrelerce yol yuruduklerini bilsin istiyorum. Aslinda ben Deniz'i alip bir koyde, dagda, Kazdaglari'nda mesela bahcede yetistirdigimiz dogal domateslerle, yumurtalarla, havaya egzos gazi vermeden sadece pedal cevirerek, hamaklarda sallanarak bu umursamaz, bencil, gorgusuz, acgozlu, para ve gosteristen baska bir halta yaramadan dunyayi isgal edip, kaynaklari tuketen sacma insanlardan uzak yasamak istiyorum.

4.04.2012

Moda Park & Arkadaşlar

Çocuklu hayat sen nelere kadirsin;
Bir parkın hayatımda böyle güzel bir rolü olacağını Ege öncesinde hiç hayal edemezdim. Bahariye’de oturduğumuz zamanlarda Moda, bizim evimizin balkonuydu. Küçücük evimizin değil balkonu, odaları bile olmadığı için kendimizi sürekli Moda’da bulurduk. 30 m2’mizde pek bir mutluyduk. Bahariye’de oturmak çok güzeldi, 2 dakikada sinema, 5 dakikada iskele. Taşındıktan sonra da pek bir şey değişmedi aslında. Evimizin az ötesinde Kalamış Parkı olmasına rağmen biz nefes almaya hala Moda’ya, ama artık farklı olarak artık Moda Parkı’na kaçıyoruz.

Çocuklu hayat sen güzelsin;
Geçen sene Serhan’ın hiç üşenmeden hava elverdiği her gün Ege’yi Moda Parkı’na götürmesi sayesinde Ege’nin süper arkadaşları oldu, e tabi bizim de.

12 Mart 2011
 Hatta bir de Moda Park Çocukları diye grubumuz var. Her hafta sonu çalıp söyleyen bir grupmuş gibi oldu tabi böyle yazınca, ama değil tabi, Facebook’taki grubumuz bu. Çocukların doğum günleri, kitap günleri, tiyatrolar, çocuklar için önemli ne var, ne yok paylaştığımız bir yerimiz orası. Bu kış sert geçince Moda Park bizlere yalan oldu ama geçen sene öyle miydi, bahar gibiydi havalar ve bizler, çoluk çocuk kışın bile parktaydık.

İpek geçenlerde Facebook’ta “Bebeklerin-cocuklarin birbirleriyle 45 dk oynamasi icin para verilen bir ulkede yasiyorum. Daha da birsey demeyeyim.” diye yazmış, bilmeyenler için yazayım İpek, Amerika’da yaşıyor. İpek’im sanırım her ama her yer böyle. Hani Ege yaşı gereği artık sınıfları doldurdu, severek de gidiyor, biz mutlu, o mutlu. Aslında amaçta tek bir şey var yaşıtlarıyla oyun oynaması. İşte bu noktada hayat kurtaran park arkadaşlarımız ile tamamen ücretsiz doğal bir yavru yaşıt grubumuz ile her türlü aktivite, etkinlik, ne olursa yapabiliyoruz. Çok şanslıyız, çoook.

26 Mart 2011
Bu sene bahar bize yalan olunca da hepimiz hadi havalar ısınsın da parktan çıkmayalım deyip duruyoruz. Herkesi burada teeek teeek yazasım var, zor tutuyorum kendimi. Hayat bu, ne zaman ne çıkaracağı belli olmuyor ama güzel şeyler çıkınca da hayat ayrı bir keyif oluyor. Yavrular birazcık büyümeye başladıkça, etraflarında arkadaşları olması ne kadar çok önemliymiş. Biz çok şanslıyız ki Moda Park ve Moda Park’lılar var artık hayatımızda. (hatta ben park ekibe eküri diyorum, sözlük anlamı yanlış anlaşılabilir ama benim için anlamı bambaşka güzel ARKADAŞLIKLAR)

İyi ki yavrular var ve iyi ki varsınız.

Çocuklu hayat sen gerçekten çok güzelsin.